Pratiksel Psikoloji

Boş Vakit Bulamıyorum Musun? Yoksa Bahanelerin Mi Var?

İnsanların en çok boşlukta olduğu kavram ” vakit “kavramdır. İnsanlar genellikle boş zamanlarının olmamasından şikayet ederler. Ya da var olan zamanlarını gereksiz şeylerle doldururlar. Böylelikle büyük hedeflerden mahrum kalırlar. Peki asıl problem zamanımızın olmaması mı?, yoksa zamanı oluşturmamamız mı?. Psikolojik rahatsızlıkların temeli boş zamanın değerlendirilmemesine dayanır. Boş zamanı nasıl dolduracaklarını bilmeyen kişiler, popülizmin kurbanı olurlar. Toplumun çoğunluğu neye yöneliyorsa, bu kişi de ona yönelir. Dolayısıyla yaptığının kendisine ne fayda verdiğini sorgulamaz.

Boş Vakit Bulamıyorum Mu? Tembellik Mi?

İnsanlar sabah kalkıp işe gittiklerinde akşam yorgun olarak dönerler. Akşam yorgun gelmiş olma sebebinin, sabah çalışmasından olduğunu düşünür. Akşam 6’da işten gelen birini düşünelim. Tam o yorgunlukla uzandığı anda evde yangın çıktığını görse ne olur?. Muhtemelen ayağa kalkar ve söndürmeye başlar. Böylece üzerindeki tüm yorgunluk o korku ile gider. Demek ki hislerimiz bize enerji verir. Bu enerjiyi elde ettikten sonra, akşama kadar odun da kırsak bir şeyler yapabiliriz. Bedenin yorulması demek aslında bedenin yorgun düşüp kalkamaması demek değildir. Bu duruma “gücün yetmemesi” denmelidir.

Yorgunluk kavramı algısal bir kalıba sokabilir. Bundan dolayı yorulmak ancak gücün yetmemesi mantığında kullanılmalıdır. Vakit nakittir sözünü duymuş olmalısınız. Evet size verilen her saniye birer para gibidir. 24 saat, 86400 saniyedir. Yani size 86400 saniye veriliyor ve her saniye sizden gidiyor. 86500 TL’niz olsa çok dikkatli harcamaz mıydınız?. O halde neden saniyelerinizi çöpe atıyorsunuz?

Jules Payot’un İrade Terbiyesi Kitabı Ve Boş Vakit

İrade terbiyesi kitabında isteksizlik bir düşman olarak gösteriliyor. İsteksizliği bir düşman olarak görürseniz, düşmana karşı savaşmaya başlarsınız. Aslında isteksizlik, tembellik, rahata düşkünlük vb. gibi durumlar doğuştan gelir. Lakin bunlara karşı savaşmazsanız isteklerinizi ve hayallerinizi gerçekleştiremezsiniz. Örneğin, Eski Arap devletleri büyük devletler kurdular. Ama o devletleri korumayı başaramadılar. Çünkü sanayi, okullar, yollar ve hastaneler gibi önemli yerleri kurmadan önce daha farklı şeylere yönelerek kolayı seçtiler. Aynı şekilde insanlar kolaya kaçtıkça hayallerinden uzaklaşırlar. Sonunda ise şu cümleyi kurarlar “hayallerim yıkıldı”. Hayır, sen hayallerini yıktın.

Başarının Anahtarı “İstikrar”

Bütün insanlık tarihini araştırdığımızda bir başarı elde edenlerin tek ortak özelliğini görüyoruz. O da “istikrar”. Her gün az da olsa bir hedef üzerine çalışmak, belli bir vakit sonra hedefimize ulaştırır. Bir atasözü var ki, herkes duymuş ama idrakinde kalmamıştır. “Damlaya damlaya göl olur”. Bu atasözü bize para biriktirelim diye söylenmemiş. Her gün az da olsa verilen bir çabanın ileride nasıl bir başarıya dönüşeceğini anlatmış. Ama ne yazık ki bizim toplumumuz bu atasözünü kaale almayarak filmlerde dalga bile geçti.

Bir şeyi başarmak istiyorsak o şeyin çok büyük bir şey olmasına gerek yok. Aklınıza atom parçalamak da gelebilir, bilgisayarı öğrenmek de. Önemli olan bir hedefe odaklanmanız. Bir hedefe odaklandıktan sonra o şey üzerine hırsla çalışın. Bu çalışmanın temelini oluşturmak için de isteksizliğe karşı savaşın. Her an yangın varmış gibi hissedin.

boş vakit

Boş Vaktin Psikolojiye Etkisi

Psikolojik sağlamlık sağlamak için bu sağlamlığı bozacak faaliyetler yapılmamalıdır. Örneğin, gün boyu oyun oynamak, film izlemek, dizi izlemek vb.. Bu faaliyetler her ne kadar lazım da olsa sürekli yapıldığında boş birer işe dönüşür. Çünkü bizi amaca ulaştıran bu yaptıklarımız değildir. Bu yaptıklarımız stres atmak için birer araçtır. Sürekli tekrarlanan şeyler aynı şeyler ise beynimizi küçültür. Çünkü beyin çok fazla bölümden oluşur. Tek bir bölümünü çalıştırırsanız diğer kısımlar çalışmaz. Böylelikle diğer kısımları çalıştırmaya çalıştığınızda çok zorlanırsınız ya da yapamazsınız. Örneğin, 20 yıl hiç matematik görmeyen ya da sayısal bir işlev yapmayan birisi düşünün.

Bu kişi 20 yıl vakit geçtikten sonra matematik yapmaya çalıştığında çok zorlanır. Belki de hiç yapamaz. Çünkü beyin o işlevini yitirmiştir. Buna “insan ölmeden, beynin ölmesi” denir. Beynimiz ortalama 50 yaşından sonra küçülmeye başlar. Bundan dolayı yaşlılara “bunamış” derler. Aslında bunamış derken, beyninin eskisi gibi çalışamamasını kastederiz. Beynimizi aktif tutmak istiyorsak bol bol kitap okumalı ve sosyalleşmeliyiz. Aksi takdirde psikolojik rahatsızlıklar ve beyinsel işlevlerde bozukluklar başlayacaktır.

 

Yazan: Psikolojik Danışman Ali Yonca

Etiketler

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Translate »
Kapalı

Notice: ob_end_flush(): failed to send buffer of zlib output compression (0) in /home/bilgili/public_html/wp-includes/functions.php on line 4757