Çocuğumu Nasıl Ders Çalıştırabilirim?Pratiksel Psikoloji

Psikolojide ödül ve cezanın davranışlara etkisi

Yıl 1970. Davranışçı ekolün en güçlü olduğu yıllar. Pavlov’dan ve Thorndike’dan etkilenen Harvard profesörü Skinner, ödül vererek farelere ve güvercinlere birçok davranış öğretir. Örneğin güvercinler, ödülle masa tenisi oynamayı öğrenir. Skinner o yıllarda o kadar ünlenir ki Amerikan ordusu ona bir teklifle gelir: Güvercinlere füzeleri ateşlemeyi öğretebilir misin? Skinner teklifi kabul eder ve askeriyeden bir araştırma fonu alır. Güvercinlere, radarda yabancı madde gördükleri an, füzeyi ateşleyecek düğmeye basmayı öğretir.

Güvercinlere Nasıl Ödül İle Davranış Geliştirdi?

Güvercin, radardaki noktayı görüp, düğmeyi gagaladığı an, ona ödül olarak buğday tanesi verir. Bir süre sonra da güvercinler ödül almak için noktayı görür görmez, düğmeyi gagalar. Neredeyse sıfır hatayla düğmeye basmayı öğrenen güvercinler, kısa sürede savaşta kullanılmaya hazır hale gelir. Ama son anda proje, askeriye tarafından riskli bulunarak uygulamaya konmaz. Proje uygulanmasa da Skinner hedefine ulaşır. Teorisi ve yöntemi en üst düzeyde kabul görür.

Ama bu aynı zamanda eğitim dünyasında bir sonun da başlangıcı olur. Ödülün hayvanlarda işe yaradığını gören eğitimcilerin aklına dâhiyane (!) bir fikir gelir: Ödül, hayvanlara belirli davranışları mükemmel şekilde öğretiyorsa, aynı yöntemi biz okullarda çocuklar üzerinde niye kullanmıyoruz?

Böylece davranışsal ekol okullara girer ve okullarda ödül kullanımı başlar. Aslında ödül kullanımı okullarda 1800’lerde zaman zaman uygulanmaktadır ama Skinner ile beraber sistematik olarak eğitim aracı olarak yaygınlaşır. Hatta o kadar ki okullarda bir ödül ekonomisi oluşur. Ama tam bu sırada iki psikolog, Rochester Üniversitesi’nden Prof. Edward Deci ve Stanford Üniversitesi’nden Prof. Mark Lepper, ödülün etkili bir eğitim yöntemi olmadığını, tam tersi çocuklara çok zarar verdiğini savunur. İşin enteresan yanı Deci, Skinner ile aynı okuldan mezun olmuş ve onun fikirlerini çok yakından takip etmektedir. Her iki psikolog da ödülün insan motivasyonunu açıklamada çok yetersiz olduğunu iyi bilmektedir.

Ödülün Zararının Araştırması

Edward Deci ve Mark Lepper, birbirlerinden habersiz, ödülün zararını ıspatlamak için çalışmalara başlıyor. Prof. Deci, bir deney tasarlıyor. Üniversite öğrencilerini iki gruba ayırıyor, her iki gruba da legolar veriyor. Ama aralarında bir fark var. İlk gruba legolarla oluşturdukları her anlamlı şekil için ödül olarak para veriyor, ikinci gruba ise hiçbir şey vermiyor. Öğrenciler legolarla uğraşırken, süre tutuluyor. Acaba hangi grup legolarla daha çok uğraşacak? Tahmin ettiği gibi ödül alan grup legolarla daha çok vakit harcıyor.

Deneyin bir de ikinci kısmı var ki aslında gerçek deney de bu kısım. Deci, bu ilk turdan sonra öğrencileri başka bir odaya alıyor ve onlara tekrar legolar veriyor. Birinci kısımdan farklı olarak odaya ayrıca farklı nesneler ve dergiler koyuyor. İsterlerse, legolarla oynayabilir, sıkılırlarsa da dergileri okuyabilirler. Ama bu sefer her iki gruba da ödül yok. Ödülün olmadığı durumda, hangi grup legolarla daha çok oynayacak? Bu defa işler değişiyor. Sonuç çok net: ödül alan grup legolarla çok az oynarken, hiç ödül almayan grup çok daha uzun oynuyor.

Çocuk Ve Yetişkinlere Göre Ödül Araştırması

Deci, yetişkinlerle bu araştırmayı yaparken, Mark Lepper de benzer bir deneyi çocuklarla yapıyor. Lepper, anaokulu çocuklarını üç gruba ayırıyor ve onlara renkli boya kalemleri veriyor. Onlardan bir resmi çizmelerini istiyor. Birinci ve ikinci gruba, ödül olarak kurdeleli ve yıldızlı sertifikalar veriyor. Birinci gruba boyama yaptıklarında ödül vereceğini söylüyor ama ikinci gruba söylemiyor. İkinci gruba etkinlik sonrası ödülü sürpriz olarak veriyor. Üçüncü gruba ise hiçbir şey vermiyor. Lepper de aynı Deci gibi görüyor ki ödül alan çocuklar daha çok resimle uğraşıyor. Ama aynı şekilde deneyin bir de ikinci kısmı var.

İki hafta sonra bu çocuklara serbest zaman veriliyor, önlerine boyama kalemleri ve farklı oyuncaklar konuluyor. Bu sefer hiçbir gruba ödül yok. Lepper de gizli cam bölme arkasından çocukları izliyor. Acaba çocuklar ne yapacak? Ödül olmadığı zaman resim yapmaya devam edecekler mi yoksa diğer oyuncaklarla mı oynayacaklar? Çok net görüyor ki ödül alan her iki grup da boyamaya çok ilgi göstermiyor. Ama üçüncü grup hâlâ aynı heyecanla boyama yapıyor.

Davranışçı Ekol (Metod)’un Sarsılması

Bu iki deney, psikoloji ve eğitim dünyasında büyük bir tartışma yaratıyor. Çünkü bu deneyler davranışçı ekolün temel prensiplerini temelden sarsıyor. Davranışçı ekol ödül işe yarar derken, bilişsel ekol tam tersi sonuçlar ortaya koyuyor.

Bu deneyler çok tepki alıyor ve iki ekol arasında amansız bir savaş başlıyor. Çok geçmeden Waterloo Üniversitesi’nden Prof. Michael Ross, deneyi tekrarlıyor. Çocukları bir odaya alıyor ve onlardan davul çalmalarını istiyor. Bir gruba davul çalmaları karşılığında ödül veriyor, diğer gruba sadece davul çalmanın keyfini çıkartın, diyor. Bir süre sonra ödül alan grup, ödül ortadan kalkınca davul çalmayı bırakıyor. Bu deneyden sonra 22 yapılan birçok deney aynı sonuçlara ulaşıyor.

Bu üç araştırma da gösteriyor ki ödül olduğu zaman çocuk, o işe daha çok ilgi gösteriyor ve o işle daha çok zaman harcıyor. Hatta ödüllendirilmek çocuktaki heyecanı da üst seviyeye çıkarıyor, ama ödül ortadan kalkınca, çocuk da o işi yapmayı bırakıyor. Neden? Çünkü, o işi ödül için yapmıştı. Ödül ortadan kalkınca, o işi yapmasına gerek yok. İşin ilginç yanı, ödül davranıştan önce de vaat edilse, davranıştan sonra sürpriz olarak da verilse sonuç değişmiyor. Bunu örneklendiren çok güzel bir hikâye var.

ödül ve yaşlı adam

Yaşlı Adam Ve Demirlik Hikayesi

Bir okulun yanı başında yaşayan yaşlı bir adam varmış. Okuldan çıkan çocuklar, onun evinin önünden geçerken, ellerindeki değnekleri balkonun demirlerine sürtermiş. Demirlerden çıkan “dırrttttttt” sesinden de büyük mutluluk duyarmış ama yaşlı adam bu gürültüden çok rahatsız olurmuş. Çocuklara kızsa veya ceza verse olmayacak. Onları bu davranıştan vazgeçirmek için, aklına çok güzel bir fikir gelmiş. Çocukları yanına çağırmış ve şöyle demiş:

“Çocuklar çıkardığınız ses çok güzel. Onun için size her gün bu sesi çıkarmanız için 1 lira vereceğim.” Çocuklar da, “Biz bunu zaten seviyoruz. Bir de üzerine para alacağız” diyerek sevinçle bu teklifi kabul etmiş.

Yaşlı adam çocuklara her gün 1 lira vermiş. İkinci hafta olmuş. Yaşlı amca çocukları bir defa daha çağırmış. “Çocuklar param azaldı. Onun için size 1 lira değil, 50 kuruş verebileceğim” demiş. Çocuklar biraz bozulmuş ama, “Tamam olsun. Hiç yoktan iyidir” diyerek kabul etmiş. İkinci hafta da böyle geçmiş. Üçüncü hafta gelmiş. Yaşlı amca çocukları son defa çağırmış. “Çocuklar maalesef param kalmadı. Onun için size para veremeyeceğim” demiş. Çocuklar da para yoksa “dırrttttttt” da yok, demiş, değnekleri demirlere sürtmeyi bırakmış.

Hikayeden Ne Çıkarılabilir?

Yaşlı adam ne yaptı? Çocuklar başta bu işi severek yapıyordu. Bir çocuk bir işi sevdiği için ya da ilgisinden dolayı yaparsa, buna “iç motivasyon” diyoruz. Ama sevdiği için değil de dışardan bir zorlamayla ya da taleple yaparsa, buna da “dış motivasyon” diyoruz.

Örneğin bir çocuk, öğrenme isteğiyle ödev yaparsa onu iç motivasyonla, öğretmenden korktuğu için yaparsa dış motivasyonla yapmış olur. Yaşlı adam, çocuklara ödül vererek, onların iç motivasyonunun (keyif) yerine, dış motivasyonu (ödül olarak para) koydu. Dış motivasyon aracı (ödül) ortadan kalkınca, davranış da ortadan kalktı. Kısacası, ödülle çocuk işi yapar ama ödül kalkınca, davranış da ortadan kalkar.

Ödül, hava kaçıran bir tekerleğe sürekli dışarıdan hava vermeye benzer. Siz dışarıdan hava (ödül) verirsiniz, tekerlek şişer ve yola devam eder. Ama bir süre sonra havası kaçar ve yola devam etmez. Bu durumda tekerleğe tekrar hava (ödül) vermeniz gerekir. Bu da sürdürülebilir değildir.

Hedonistik adaptasyon nedir?

Bir seminerde, veli dedi ki, “Hocam ödülle de olsa ben, çocuğumun her zaman ödevini yapmış olarak okula gitmesini isterim. Çünkü ödevi yapması ve yüksek not alması, üniversiteye girmesi için çok önemli. Yapsın da, nasıl yaparsa yapsın. Üniversiteye girsin de ondan sonrası kolay. Onun için ödülle iş yaptırmakta sorun görmüyorum.” Yani veli demek istiyor ki, “Tamam kabul. Ödül ortadan kalkınca, davranış da kalkar. Bu durumda ben de sürekli ödül vererek çocuğumun motivasyonunu canlı tutarım.” Bu gerçekten böyle mi? Sürekli ödül vererek çocuğa iş yaptırmanız mümkün mü? Sürekli ödül vererek, çocuğun motivasyonunu canlı tutabilir misiniz?

Cambridge Üniversitesi’nden Prof. Wolfram Schultz’un tesadüfen yaptığı keşif tüm sinir biliminin gidişatını değiştiriyor. Schultz, parkinson hastalığına tedavi bulmak için dopamin molekülü üzerinde çalışıyor. Dopamin, insanların zevk aldıkları davranışlardan hemen önce ve bu davranışlar gerçekleşirken salgılanan bir hormon. Onun için aynı zamanda “keyif hormonu” olarak da bilinir. Schultz, deneylerini fMRI makinesine bağlı maymunlarla yapıyor.

Sarı Işık Ve Elma Deneyi

Bir gün tesadüfen kafesin önüne elma koyuyor. Maymun elmayı görür görmez, beyni birden dopamin salgılamaya başlıyor. Schultz çok şaşırıyor. Çünkü dopamin, maymun elmayı yerken değil, elmayı görünce salgılanıyor. Yani dopamini salgılatan elmayı yeme eylemi değil, elmayı yeme “beklentisi”. Dopamin ile “beklenti” arasında ilişki olmalı diye varsayıyor ve araştırmasını derinleştiriyor.

Maymuna, ilk önce bir sarı ışık yakıyor, sonra elma veriyor. Maymunun beyni, sarı ışığa çok tepki göstermiyor. Tekrar sarı ışık yakıyor ve hemen sonrasında elma veriyor. Maymunun beyni yine tepki vermiyor. Ama birkaç denemeden sonra maymun, elmanın sarı ışıktan sonra geldiğini öğreniyor. Bu sefer sarı ışık yanar yanmaz, beyni dopamin salgılıyor. Sarı ışık, elmanın geleceğini işaret eden “tetik” görevini üstleniyor. Schultz dopaminin görevini böylece buluyor. Dopamin, keyif veren davranış (elma yeme) sırasında çok az, tetiği (sarı ışık) görünce çok salgılanıyor. Yani dopamin davranış öncesinde önceden salgılanarak, organizmayı harekete geçiriyor. Buraya kadar sorun yok.

Ancak birkaç denemeden sonra, Schultz yine beklenmedik bir şeyle karşılaşıyor. Bir süre sonra maymun sarı işığı görünce, artık beyni dopamin salgılamıyor. Çünkü maymun, sarı ışık-elma ilişkisine alışıyor. Sarı ışık ile elma bağlantısı kurulduktan, yani öğrenme gerçekleştikten sonra, beynin tekrar dopamin salgılamasına gerek yok. Çünkü dopamin, heyecan veren bir beklenti olduğu zaman salgılanıyor, bilindik ve sıradan durumlarda salgılanmiyor. Beyin enerjisini çok ekonomik kullanıyor.

Schultz maymun için yeni bir heyecan yaratmaya karar veriyor. Sarı ışıktan sonra elma bekleyen maymuna, elma yerine üzüm veriyor. Maymun beklenmedik bir şeyle karşılaştığı için beyni hemen tekrar dopamin salgılıyor. Ama bir süre sonra maymun üzüme de alışıyor. Beyin dopamin salgılamayı yine bırakıyor.

Deneyin Değerlendirilmesi

Bu deney, sürekli ödül vererek çocuğu neden motive edemeyeceğimizin yanıtını da bize veriyor. Siz çocuğa ödülle iş yaptırttığınız an, çocuk heyecanlanır ve ödül için o işi yapar. Ama o ödüle kısa bir süre sonra alışır. Artık heyecanlanmaz. İş yaptırmak için bu sefer ona daha büyük bir ödül vermeniz gerekir. Örneğin, sınıfı geçince, tablet alırsanız, seneye daha büyük bir ödül almanız gerekir. Bunun da sonu yoktur.

Bunun iz düşümlerini gerçek hayatta da bulmak mümkün. Milli piyangodan büyük ikramiye kazanan kişiler ikramiyeyi kazandıktan hemen sonra çok mutlu olur. Ama bir süre sonra mutluluk seviyeleri ikramiyeyi kazanmadan önceki seviyeye döner. Neden? Çünkü insanlar sahip olduklarına hemen alışır. Örneğin, siz yeni bir araba alırsanız, bir süre sonra ona alışırsınız ve daha iyi bir araba almak istersiniz. Ev alırsanız, bir süre sonra daha iyi bir ev istemeye başlarsınız. İnsanların, sahip oldukları şeylere alışıp, o şeylerden daha az keyif almalarına, psikologlar “hedonistik adaptasyon” diyor.

Hedonistik adaptasyondan dolayı insanlar ödüllere alıştıklarından aynı ödülle motive olmazlar. Ödülün miktarını sürekli artırmak gerekir. Bunu da yapmak mümkün değildir. Bunu okullarda çok net gözlemliyorum. Anaokullarında çocuklara bir iş yapınca ya da iyi davranınca ödül olarak yıldız veya kurdele veriliyor ama bir süre sonra çocuklar bunlara alışıyor ve yıldız veya kurdele onları motive etmemeye başlıyor. Öğretmen de ya bunların sayısını artırmak ya da farklı ödüller bulmak zorunda kalıyor. Peki, bu şekilde ne zamana kadar devam edebilirsiniz? Çok edemezsiniz. Çocuğuna ödülle iş yaptırtan bir aile, kendini bir girdabın içine sokar.

Madde Bağımlıları İle Hedonostik Adaptasyon İlişkisi

Bunu madde bağımlısı olan kişilerin beynine benzetebiliriz. Bağımlı kişilerin beyinleri keyifli anlarda dopamin üretir. Kişi madde bağımlısı haline gelince, kullandığı madde beyindeki dopamin miktarını artırır. Beyin de dışarıdan oluşturulan bu artıştan dolayı, kendi bașına daha az dopamin üretmeye başlar ve der ki, “Şu anda çok fazla dopamin var, ben daha az üreteyim.”

Zamanla beyin dopamin üretme kapasitesini kaybeder, normal durumlarda çok daha az üretebilir hale gelir. Kişi bu sefer de aynı dopamin oranına ulaşabilmek için kullandığı maddenin dozunu artırmak zorunda kalır. İşte bundan dolayı bağımlılarda, doz sürekli artmak zorundadır. Aynı şekilde çocuğa dışarıdan sürekli ödül (dış motivasyon) verilirse, isteği (iç motivasyon) azalır. Bir süre sonra kendi kendi başına karar verme ve harekete geçme (motive etme) becerisini de kaybeder.

Dahası aynı seviyede motivasyon üretmek için sizin de ödülü mütemadiyen artırmanız gerekir; bağımlıların kullandığı maddenin dozunu artırdığı gibi. Bu da sürdürülebilir bir durum değildir. Görüldüğü üzere ödül beynin hem iç motivasyonunu öldürür hem de kişinin kendini motive etme kapasitesini azaltır. Onun için çocuklara, davranış kazandırmak ya da gerçek öğrenmeyi sağlamak için ödülle iş yaptırmak yanlıştır.

Ödül Ve Sorumluluk İlişkisi

İşten geç çıkan anne, evdeki çocuğunu arıyor ve “Oğlum, yemekleri ısıtır misin?” diyor. Çocuk da “Isıtırsam ne vereceksin?” diyor. Çocuk bunu neden söylüyor? Çünkü anne onu ödülle iş yapmaya alıştırmış. Çocuk da ödül olmayınca iş yapmıyor. Her çocuk ailenin bir üyesidir ve sorumlulukları vardır. Bu sorumluklarını hiçbir ödül olmadan yerine getirmelidir. Anne her iş için çocuğa ödül vererek aslında, “Evdeki işler senin sorumluluğunda değildir” mesajı vermekte, başka bir deyişle çocuğuna sorumsuzluğu öğretmektedir (Sorumluluk ile ödül ilişkisini ileride daha detaylı irdeleyeceğiz).

Peki, ne yapmamız gerekiyor? İlk önce tek tek ödülün zararlarına değineceğim. Ne yapılmalı konusunu da daha sonra anlatacağım. Ödülün zararlarını anlamadan, çözüme geçmek kalıcı sonuç doğurmaz. Ama burada daha da önemli bir soru var. Ödül ortadan kalkınca, çocuk o işi neden bırakıyor? Çocuk sevdiği bir işi yapıyorsa ve biz de ona ödül veriyorsak ödül kalksa bile, o işi sevdiği için yapmaya devam etmesi gerekmez mi? Acaba ödül, çocuğun iç motivasyonunu öldürüyor mu? Öldürüyorsa da neden?

ÖZET

✓ Ödül vererek bir çocuğu motive edebilirsiniz. Çocuk o işi yapar, hatta heyecanla yapar ama ödül
vermeyi bırakınca, çocuk da o işi yapmayı bırakır.

✓ Çocuğun o davranışı bırakmaması için sürekli ödül vermeniz gerekir. Bir süre sonra hedonistik adaptasyondan dolayı çocuk o ödüle alıştığında ödül de işe yaramaz hale gelir.
✓ Ödüle alışan çocuğun beyni dopamin salgılamayı bırakır. Yani, o ödülden zevk almamaya başlar.
✓ Çocuğu tekrar motive etmeniz için de ödülü değiştirmeniz ya da daha büyük bir ödül vermeniz gerekir ki bu da sürdürülebilir bir motivasyon aracı değildir. Bir noktadan sonra tıkanırsınız. Çocuk da ödül olmayınca, o işi yapmayı bırakır.
✓ Çocuk ödülle iş yapmaya alışırsa, kendi sorumluluğunda olan işler için bile sizden ödül talep eder. Sorumsuzluk bilinci gelişir.

Yazan: Psikolog Özgür Bolat

“Beni Ödülle Cezalandırma” Adlı kitaptan alınmıştır.

Diğer yazıları okumak için tıklayınız.

Etiketler

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Translate »
Kapalı

Notice: ob_end_flush(): failed to send buffer of zlib output compression (0) in /home/bilgili/public_html/wp-includes/functions.php on line 4757